22 Tem 2013

Biliyorum




Biliyorum!
Sana âşık olmak
İdamın yasal bir hâli 
Dudaklarından yağan her cümlenin altında 
Sırılsıklam oluyorum..
Yine de ağrılarımı dindirirsin diye
Umutla karıştırıp 
Aç karnına intihar yutuyorum…

Biliyorum
Sana aşık olmak ne demek
oluyorum
bile
bile
...
(11 Temmuz 2011)


Yatmadan önce ne saçmalasam bu gece

..::SON::..Belki en baştan anlatmak lazım, ama ile başlayan cümleler gelişme bölümünde olsa da..

Ama başını ben çektim bu acının, ortasını da, sonunu..!

'Son' mutlu biten filmlerin karanlık ekranına yazılan üç beyaz harf.. Filmler neden mutlu sonla biter şimdi farkettim bunu sanırım. Son ancak mutlulukta var sanki. Sanki mutsuzluk son nefese kadar götürür bizi kucağında... Devire devire geçerken yılları, diye düşünürken bakmadık ardımıza. Oysa ki devire devire değil geçen yıllar. Ne varsa ardımızda kalan dimdik ayakta. Biz devrile devrile giderken bakmadık yârin gözlerinden başka bir yana... Sandık ki gökyüzü, kandık ki deniz, yandık ki ateş, söndük ki kül.. Yani sonu yok be.. Yok çaresi.. "Sevmez olaydım"lar da kurtarmaz ki şimdi. derinden bir of çekip, sevmez olaydım desem, boş odanın duvarına çarpar sesim. 

Yine de eskisinden daha iyiyim. Birdaha seni göremeyeceğimin garantisi ömür boyu, bende bıraktığın tamiri mümkün olmayan hasar gibi... Ömür boyu.. 

Ne ki ömrümüzün boyu.. Sen, de altmış, ben inat edeyim yetmiş, sen derdime dert kat, elli sene... Neresinden bakarsak bakalım Takdir-i İlahi... Bakalım daha ne kadar özlerim seni...

Eskiden ne güzel yazardım. Şimdi ne başı ne ortası ne sonu belli yazdıklarımın. Ne yazacağımı bilmeden yazıyorum bu gece.. 
Unutmuşum 
yazmayı,
yazmayı,
Benim aklıma gözlerin geldi bu gece be... Ne saçmaladım ki yine.. uyuyunca unuturum nasılsa...SON..(1 Mart 2011)

Yarım Yüzyıl'a Dair

50 yılın diğer adı yarım yüzyıldır. Kimse de aksini söylememiştir. Fakat bilenler bilir. Elli yıldan uzundur yarım yüzyıl yazılış ve yaşanış itibariyle.

Yaşıma bakıyorum ki kaldıysa kalanında yarım yüzyıl ki sanmıyorum da hadi o kadar var daha diyelim. Gelelim en sonuna.


En Son...

Nasıl da birikmiş özlemin...

Ortalar...

Hep içime atamam ki... Arada bir sesli sesli hatırlar uzunundan bir oooof çekerim ( Af Yâ Rabbi).. Yaşayanlar bilir neler hissedeceğimi, nasıl yaşayacağımı. 

Şimdi...

Şimdi duvarımdaki isminin üzerine boya çeksem, kalır köydeki ağaca kazınmış yazı. Yaksam ağacı... 
Kalır kucağında kalmış çocukluğumun değerli hediyesi.

İntiharın eşiğine takıldı topuklarım az önce. ( Senden mi uzaklaşıyorum)
Ve elimde, sıra sıra dizdiğim sana dair kelamlarımın ipi koptu döküldü yerlere.
Bulamadım güzellerini.
Şimdi sorsan gözlerinin şey rengini.. İşte şey. işte...
Şeyyy, 
geri dönüşünün umudu da düşmüş cebimden...
Şimdi hiç dönmezsin işte...
Ben nasıl hayal kuracağım...


En Son...

O gün gelmek gelirse içinden,
Toprağıma çarpar dudakların... (29 Mart 2011)

Öyle bir gel ki



                                   Benim bile bilmediğim zamanlardan kalan

Eski bir âşık 
-Tanıdık
Eski bir aşk
-Ayırıp savuran, avutan,
Anlaşılır gidişinin kokusundan…
Ve ben…
-Aynı yere savrulan,
Bir mevtanın ardından sızlanır gibi…
Ve sen…
Beni hiç mi özlemedin?
Çağır! 
İçimi çeke çeke geleyim.
Kırağı düşmüş yüreğimle..
Yada 
Gel bir seher vakti
Emsalsiz bir eda ile gel..
Aynı
Bir daha gitmeyecekmiş gibi.
Ben
Tam keder vaktindeyken...
 (2 Mayıs 2011- Pazartesi )

18 Tem 2013

Tahammülsüzler Yurdu


Bir zamanlar şehirler arası otobüslerde sigara içilir ve koltukların arkasında bulunan küllükte söndürülürdü.  Sigara içen yolcular gömlek ceplerinden maltepe paketlerini çıkarırlar ve baş parmağıyla paketin dibine vurur, çıkan sigarayı yanında oturan kişiye ikram ederdi. Yollar uzundu ve mola verecek yerler olmazdı bir çok yolda. Ve muhabbetsiz yolculuk çekilmezdi.  Böyle yolculuklarda sigara içmeyen insanların durumdan gayet memnun tavırlarına aldanmak mümkündü. Halbuki onlar da muhakkak rahatsız oluyorlardı sigara dumanından. Peki neden ses çıkarmıyorlardı?
Şimdi otobüs ya da minübüslere bindiğinizde cam kenarına oturmuş sıra sıra insan görebiliyorsunuz. Kimse cam kenarına bayılmıyor. Otobüs konserve gibi olduğunda yer ayırt etmeden otururlar. İnsanlar birbirinden çekiniyor. Herkesin gözünde hırsız- gaspçı- sapık görünmeniz mümkün. Yaşlılara ve çocuklu olanlara yer vermeme konusundan hiç bahsetmiyorum. Biz de o insanlara tahammül edemiyoruz.
Hepimizde bir tahammül edememe sorunu var. Sevmediğimiz şarkıları bile dinlemek bile sinirlendiriyor. Okul kantininde müzik kutusunun fişini çekenler bile görmüştüm. Sokakta yürürken, sigara içen birinin dumanı hafifçe üzerine geldiğinde adamın arkasından demediği kalmayan insanlar görebilirsiniz. Bu insanların ölmesini, kanser olmasını ve çile çekmesini çok isteyen insanlar görebilirsiniz.
Ne oldu da biz bu kadar tahammülsüz bir millete dönüştük. Sigara sadece bir örnek. bir çok konuda böyleyiz. Tüm insanlar bizi rahatsız eden özelliklerinden arınmakla yükümlü mü olmalıdır? Hoşgörü dersleri mi verilmeli okullarda?
Ben çok küfrediyorum böyle insanlara.